Hz. Muhammed'in hayatı

21/2/2008

Hz. ÂISE (r.a.)

Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilk iman eden onun en sadik arkadasi Hz. Ebu Bekr es-Siddîk'in kizi ve Hz. Peygamber'in zevcesi. Hicret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-i Mükerreme'de dogdu. Annesi Ümmi Rûmân binti Âmir ibn Umeyr'dir. Hz. Âise çok küçük yasta müslüman olmustur.

Resulullah, ilk zevcesi Hatîcetü'lKübrâ hayatta iken baska bir kadinla evlenmemisti. Onun vefatindan sonra bir süre daha evlenmedi. Resulullah, Hatice (r.a.)'in ölümüne çok üzüldü. Osman ibn Maz'un'un hanimi Havle binti Hakim, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Siddîk'in kizi Âise ile evlenmesini teklif etti. Sonra da Resulullah adina Ebu Bekr'e giderek kizi Âise'yi istedi.

Hz. Âise'nin Resulullah'a nikâhlanmasi Hicret'ten iki veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nikâhlanma sirasinda Hz. Âise'nin yasinin küçük oldugunu kaydetmektedir. Nikâhin kiyilmasindan iki yil kadar zaman geçtikten sonra zifâf vukû bulmustur. Hz. Âise'nin o zaman dokuz veya on bir yasinda oldugu rivayet edilmektedir.

 

 

 

 

 

kaynak : alıntıdır

25/1/2008

türbanın tarihçesi

Bu örtünme biçiminin ilk defa nerede göründüğünü, İslam dünyasına
nasıl yayıldığını ve hangi yolla bize kadar geldiğini acaba hiç merak
ettiniz mi?

 

 

 


'Türban' sözü, 18. asrın sonlarında Fransa'da, Osmanlı
İmparatorluğu'nun Paris elçisi Moralı Esseyid Ali Efendi'nin sarığının
verdiği ilhamla ortaya çıktı. Paris sosyetesine mensup hanımlar
1790'ların sonunda Ali Efendi'nin sarığına benzer şapkalar takmaya,
saçlarını kıymetli kumaşlarla sarmaya başlamışlardı ve bu yeni moda
'türban' adını aldı. Sarıkta kullanılan, bugün 'tülbent' dediğimiz ve
Farsça aslı 'dülbend' olan kelime Fransızca'da 'turban'a dönmüştü!


Örtünmenin İslami terminolojideki karşılığı ise, 'hicab' sözüydü ve
her çeşit başörtüsünün genel karşılığı, Arapça'da 'bakışlardan
gizlenmek' ve 'saklanmak' demek olan 'hecebe' kökünden gelen 'hicab'
kelimesiydi.
Bugünün 'türban' dediğimiz ve omuzlara kadar inen başörtüsü, ilk defa
1970'lerin başında, Lübnan'da ortaya çıktı. Modelin yaratıcısı, üst
düzeyde bir din adamıydı: Lübnanlı Şiiler'in lideri olan Hüccetülislam
Musa Sadr... Ama koskoca Hüccetülislam'ın moda yaratmayı düşünecek
háli yoktu ve model herhangi bir dini düşünceyle değil güvenlik
maksadıyla ve
Şii kadınların
tehlikeden korunmaları için ortaya
çıkmıştı!





Taciz tehditleri ile doğdu;Şiiler, Lübnan'ın güneyinde
çoğunluktaydılar ama bölge 70'li yılların başından itibaren Filistinli
gerillaların kontrolü altına girmişti. Kral Hüseyin'in Ürdün'den
kovduğu gerillalar, sivil Filistinlilerle beraber Güney Lübnan'a
yerleşmiş vaziyetteydiler. Askeri bakımdan zayıf olan Lübnan hükümeti,
topraklarındaki siláhlı milislere karşı birşey yapamıyordu ve ülkenin
güneyi Filistinliler'in kontrolündeydi.
İşin askeri yönünden başka bir de sosyal boyutu vardı ve Şii
Lübnanlılar ile Filistinli gerillalar arasında her an bir gerilim
yaşanıyor, gittikçe artan ekonomik sıkıntılara Şii kadınların
gerillalar tarafından taciz edilmeleri gibi günlük rahatsızlıklar da
ekleniyordu.


Yaratıcılığını Hüccetülislam Musa Sadr'ın yaptığı bugünün türbanı işte
bu gibi rahatsızlıklardan, özellikle de Şiiler'in sık sık uğradıkları
tacizlerden doğdu ve kısa bir müddet sonra çarşafa bürünmemiş olan
hemen bütün Şii kadınlar bir örnek giyinir oldular.


Musa Sadr, Şah dönemi İran'ının en büyük gazetesi 'Kayhan'ın başında
bulunan ve İran'ın en güçlü gazetecisi olan Emir Tahiri'ye 1975
yılında Beyrut'ta verdiği demeçte modeli bizzat hazırladığını
anlattıktan sonra
'İlhamımı Batı dünyasının kilise resimlerinden ve
Lübnan'daki Katolik rahibelerin kulladıkları başörtülerden aldım'

diyecekti. Sadr'a göre Lübnanlı Şii kadınlar bu yeni örtünme biçimi
sayesinde diğer dinlerden ve mezheplerden olan hemcinslerinden apayrı
bir görünüm kazanırlarken tacize ve tecavüze uğrama ihtimalleri de en
aza inmişti, zira yeni oluşmaya başlamış olan siláhlı Şii hareketinin
de koruması altına girmişlerdi.
Hicab, Lübnan'dan ilk olarak İran'a ihraç edildi ve Şah'ın gidişini
hazırlayan olayların başladığı 1977 sonbaharında Tahran'da yönetim
aleyhinde yapılan gösterilerde ortaya çıktı. Şah karşıtı kadınların
bir kısmı hicaba bürünmüşlerdi. Sürgünde yaşayan ve 1979'da Şah'ın
devrilmesiyle sürgünden dönen İmam Humeyni'yi Tahran'ın Mehrábád
havaalanında karşılayan yüzbinlerce İranlı kadının arasında da artık
binlerce hicablı kadın vardı.


Kimlik alameti oldu ve şaştık!;Yeni tip başörtüsü, İslam Devrimi'nden
sonra önce İran'da, hemen ardından da bütün İslam dünyasında bir
kimlik alámeti halini aldı. Dr. Ali Şeriati ile beraber İran
Devrimi'nin fikri temellerini ortaya koyan Ayetullah Murtaza
Mutahhari, Şah karşıtı ayaklanmalar sırasında yayınladığı 'Hicab-ı
İslami', yani 'İslami Örtünme' isimli kitabında 'Müslüman kadının
niçin kapanması gerektiği' konusunu ele alacak, Kur'an'ın 'Nur' ve
'Ahzab' surelerinde emredilen örtünme biçiminin omuzlara kadar uzanan
başörtüsü olduğunu yazacaktı.
Ayetullah Mutahhari'nin dini kimliğini belirlediği hicab, İran'da
1981'de yayınlanan 'Kadınlar İçin İslami Giyim Yönetmeliği'ne girdi.
Yönetmelikte çarşafın ve bu tür başörtüsünün İslam'a en uygun örtünme
biçimi olduğu söyleniyordu ama İranlı kadınlar başörtüsü seçiminde
serbest bırakıldılar. Çarşafa bürünmek yahut yüzü kapatmak mecburiyeti
getirilmedi, sadece yüzlerin açıkta kalacak şekilde kapanması
emredildi. Şehirli kadınlar genellikle çenenin altından düğümlenen
normal başörtüsünü tercih ederlerken
devrim yolunda çaba gösteren
kadınlar şimdi 'türban' dediğimiz örtünme biçimine uydular
, kırsal
kesim ise eskiden olduğu gibi çarşaflı kaldı. İran'da bugün bizde
bilinenin aksine çarşaf yahut omuzları kapatan türban mecburiyeti
hiçbir zaman konmadı.




Günümüzün türbanı işte böyle doğdu ve İran Devrimi sırasında kazandığı
popülarite zamanla ideoloji sembolü ve siyasi kimlik vasıtası olarak
bütün İslam dünyasına yayıldı ve bize kadar geldi. Modelin ortaya
nasıl çıktığını Musa Sadr'dan bizzat dinlemiş olan İranlı gazeteci
Emir Tahiri'nin 'New York Post' Gazetesi'nde 2003'ün 15 Ağustos'unda
çıkan yazısını ise farketmedik bile...



Türkçe'de bugün 'türban' dediğimiz 'hicab'ın macerası, işte kısaca
böyle... Yukarıda da söyledim, kimin başına ne örttüğü beni artık hiç
mi hiç ilgilendirmiyor ama Lübnan malı hicaba da içim bir türlü
ısınamıyor, zira estetik hoşluğu yok!

 

 


 

Örtünme konusunda asırlar boyunca kendi modasını kendisi yaratmış ve                              
                                                                                                            
                                                                                                            
yaşmak,
ferace,
kadın fesi,
felek tabancası,
hotoz,
maşlah,
tandırbaş,
yemeni,
kundak yemeni,
salma yemeni ,
tepelik                                      gibi çeşit çeşit
modellerle zarif bir çizgi yakalamış olan Türk kadınının Lübnan'dan
örtünme modeli ithal etmeye ihtiyaç hissetmesinin sebebini bir türlü
anlayamıyorum.
 
 
 
 
 
 
kaynak : alıntıdır